Home MEKANA GÖRE Hindistan Delhi Hindistan İzlenimleri – 4

Hindistan İzlenimleri – 4

0

24 Kasım 2003

Ertesi gün, kahvaltı sonrası otelden çıkışımızı da yapıp yollara düşüyoruz. Turumuz eski Delhi’den başlıyor. Burası daha “Hindistan”. Sanki şehrin varoşları gibi, sokaklar daha dar, ortalık daha toz toprak içinde. Sokaklarda çok fazla insan yaşıyor, kaldırımları evleri gibi kullanıyorlar. Yattıkları şilte yada kartonu topluyor, bir kenarda tuvalet ihtiyaçlarını gideriyor ve duşlarını, kaldırım ortasında çömelip, bir tasla başlarından aşağı su dökerek gerçekleştiriyorlar.

Cuma Camii

Moğolların (aslında tam olarak moğollar değil, Mughal olarak geçiyor), burayı başkent yaptıkları zaman inşa ettikleri Redfort (Lal Quila) kalesinin (17yy’da Şah Cihan -Shah Jahan- tarafından bitirilmiş) duvarını takip ediyor ve Jama Mescid (Cuma Cami)’e varıyoruz. Üzerlerinde maymunlar dolaşan binaların arasında pek görkemli durmayan bu cami on bin kişinin aynı anda namaz kılmasına imkan sağlıyor. Burası da Mughallar tarafından yapılmış (yine Şah Cihan) ve hint-islam mimarisini birarada barındırıyor. Açık alanı çok geniş ve ortasında abdest alınabilmesi için bir havuz var. Bu havuzdaki su oldukça kıvamlı. Caminin kapalı alanının olduğu da pek söylenemez. Üç cephesi ve üstü kapalı bir bölümü var. Burası hükümdar ailesinin namaz kılması için, halk ise açık alanda. Bu açık alanı süpüren temizlikçi dikkatimi çekiyor. Bir ucunda bez parçası olan yaklaşık bir buçuk metre uzunluğundaki ipi, başının üzerinden geçirerek çeviriyor. Ucundaki bezin temas ettiği yerler süpürülüyor. Ancak faraş gibi birşey yok. Çöpleri bir kenara itip, bolca da toz kaldıran, çok işlevsel olmayan bir çalışma. Ama çok güzel bir görüntü sergiliyor, işini yaparken.

Caminin etrafı dilenci dolu. Aslında Hindistan’ın heryeri dilenci dolu, ya da yabancı olduğu herhalinden belli olan bizleri gören hemen herkes dilenmeye başlıyor. Bizi en başından uyardılar dilencilere para vermememiz konusunda, yine de bu hataya düşenler oluyor ve çevredeki tüm dilencileri bir anda çevrelerinde buluveriyorlar. Sakat insan sayısı da oldukça fazla ve bu insanlara karşı acıma duygusu beslemiyorlar. Bunun nedenine sonra değineceğim.

Hint Temizlikçi

Hint Sokak Berberi

Jama Mescid’den çıkıp, Mahatma Gandhi’nin yakıldığı ve sonrasında parklaştırılan krematoryuma gidiyoruz, ismi Raj Ghat. Gandhi’nin yakıldığı yerde şimdi bir alev yanıyormuş fakat görme şansına erişemiyoruz. Çin’den özel bir grup geldiği için ziyarete kapatmışlar. Otobüsümüze geri dönerken parkın umumi tuvaleti dikkatimi çekiyor. Yerden bir metre kadar yüksekte ahşap bir kulube, altı boş. Tuvalet alışkanlıklarına bir kez daha hayran kalıyorum! Neyseki otellerde tuvaletler temiz. Ama kaldığımız uluslararası ölçekli otelde bile pisuarların gideri bir hortum aracılığı ile yerdeki deliğe ulaştırılıyor.

Bahai’lerin yaptırdığı lotus çiçeği şeklindeki tapınak Hindistan’ın sembol binalarından biri (Sydney‘deki opera binasını andırıyor). Bahai’ler aşırı zenginler ve dünyanın en rahat dinlerinden birine sahipler. Başlıca ibadetleri meditasyon, ama dinin sizden iyi bir insan olmanız dışında aslında bir talebi yok. Tek tanrıya inanıyorlar ve ruhban sınıfı yok. Tapınağa ne yazık ki giremiyoruz, geniş bahçe içindeki güzel binayı dışarıdan görebiliyoruz.

Qutb MinarBu arada şehir içi ulaşımı sağlayan otobüslerden bahsetmeyi unuttum. Otobüsün dışında, camlarının önünde, yaklaşık birer karış arayla, yere paralel demirler var. Onlara tutunan kimseyi görmememe rağmen, onların, otobüse tutunarak yolculuk edilebilmesi için olduğunu zannettim. Öğrendiğime göre, ilk başta o demirler yokmuş. Duraklarda otobüse binecek olanlarla, otobüsten inecek olanlar pencerelerden paket değişimi yapıyormuş. Böylelikle binecek kişi oturacağı koltuğu garanti altına alırken, inecek kişi de, kalabalıkta elindeki paketlerle uğraşmaktan kurtuluyormuş. Bu geleneğe son verebilmek için pencerelere demir çekmişler.

Delhi’deki son durağımız Qutb Minar oluyor. Burası için ibadethaneler merkezi diyebilirim. Aslında Quwwat-ul İslam cami. Qutb Minar ise 75 metrelik görkemli minare (aslında zafer kulesi). İmparatorlar, hükümdarlıkları sırasında bu minare çevresindeki bir bölgeye daha el koyup yeni bölümler eklemişler. Uzun yapım sürecine maruz kalmış bu bölge, farklı mimariler içeriyor. Dev minareye giriş birkaç intihar sonrası yasaklanmış. Minarenin yanında, sonradan yapıya eklenen kubbe giriş kapısı gibi kalıyor. Bu alanın diğer sembol yapısı ise yaklaşık on metre uzunluğundaki, dördüncü yüzyıldan kalma metal dikme. İnanışa göre sırtınızı bu metale dayayıp, arkanızda, dikmeyi kucaklayarak, ellerinizi birleştirebilirseniz dileğiniz yerine gelirmiş. Ancak bu imkandan çevresine çit çekildiği için yararlanamıyoruz. Bu metalin paslanmamış olması ayrıca dikkat çekici.

LEAVE YOUR COMMENT

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir