Ana sayfa MEKANA GÖRE Japonya Kyoto’nun Tapınakları

Kyoto’nun Tapınakları

3

Hayran olduğum Kiyomizudera tapınağı

Japonya'da tekno tuvalet2005 yılının sonlarında iş için bir toplantıya katılmak üzere gitmiştim Kyoto’ya. Kyoto’ya uzun bir uçuş olmuştum, şirketimin bütün prosedürleri uçakla ulaşım üzerineydi yurtdışı seyahatlerinde, Japonya içerisinde tren ile seyahat edebilmek için oldukça ısrarlı bir tavır takınmam gerekmişti. Hızlı trenle havalimanından Tokyo merkez garına (yaklaşık 40 dakika), oradan yine hızlı trenle Kyoto merkez garına ulaşmıştım (yaklaşık 2,5 saat). Hayatım boyunca gördüğüm en küçük otel odası ve en modern klozetine sahip otelim garın karşısında idi. Klozet elektronik, bir sürü düğmesi var, ısıtma ve farklı sıcaklık ve biçimlerde su fışkırtma özelliği var, detayları anlatmak zor.

Gümüş tapınak Ginkakuji

Taş bahçeli Ryoanji tapınağı

Japon bahçeleri3 günlük oturumlar sonrası dönmemiş, hafta sonunu kendime gezi fırsatına dönüştürmüştüm. Kyoto genelde akıllarda küresel ısınmaya karşı protokol ile akıllarda yer etmiştir, hani Türkiye olarak imzalamamışken bile Amerika imzalamadı diye tenkit ettiğimiz meşhur anlaşma. Halbuki Kyoto 150 yıl öncesine kadar Japonya’nın başkenti olmuş (1868’e kadar), tapınakları, Japon bahçeleri, imparatorluk eserleri ile ülkenin en görülmesi gereken şehirlerinden biridir. Tapınakların bir çoğu1,5 milyonluk şehrin çeperlerindedir ama toplu taşıma kolay kullanılır, anlaşılır ve konforlu. Efsane haline gelen astronomik taksi fiyatlarından ise benim gittiğim dönemde çok daha makul rakamlara ulaşılmıştı, şimdi daha da uygundur.

Altın kaplı Kinkakuji tapınağı

Japonya'nın en yüksek pagodası

Japon Kraliyet Bahçesindenİngilizce anlaşmak için gençlerin bulunması gerekiyor, tüm okullarda öğretiliyormuş artık ama onlar da çok antrenmansız olduklarından iyi niyetli çabalarına karşı genelde pek yardımcı olamıyorlar. Bu yardıma genelde gezerken ihtiyacınız oluyor, restoranların girişinde bir vitrin oluyor ve yemeklerin plastik halleri orada sergileniyor, garsonu oraya götürüp göstererek iş çözülüyor. Japon gençleri mini eteğe bayılıyor, okul kıyafetlerinin etekleri kısacık. Kasım sonu hava soğuk, buna rağmen çorap da giymiyorlar. Babam Japonların bacaklarının çarpık, gözlerinin bozuk olduğunu söylerdi. Sanıyorum artık lens kullanıyorlar, yaygın gözlük kullanımı gözlemlemedim. Geleneksel kıyafetli Geyşa’ların ise kıyafetlerinin parçası parmak arası terlikleri var. Benim ayakkabı içerisinde ayaklarım üşürken onlar adeta sadece çorapla yürüyorlardı sokaklarda. Tapınaklarda ayakkabıları çıkarınca daha anlaşılır oluyor kendilerini alıştırdıkları eziyet.

Japon Geyşalar

Japon bahçesinden

Japon bahçesindenŞehrin merkezinde kraliyet sarayı var, geniş bir bahçe içerisinde. Önceden randevu ile katılmak gerekiyormuş sarayın içerisindeki turlara, bahçeyi gezmek ile yetinmek zorunda kalmıştım. Geleneksel geyşa yaşamının sürdürüldüğü tiyatro ve dansların sergilendiği, geleneksel Kaiseki restoranlarının yer aldığı Gion’u gezmiştim. Gümüş tapınak Ginkakuji’yi, altın kaplı Kinkakuji tapınağını, baş tapınak olarak bilinen Nishi Honganji’yi (hem de otele yakındı), taş bahçeli Ryoanji tapınağını, şehrin biraz dışındaki Arashiyama bölgesini, Toji Pagoda’sını, hayran olduğum ahşap teraslı Kiyomizudera tapınağını gezmiştim. Japonların akıllara zarar bahçe düzenlemelerinin sonbahar hallerini görmek çok keyifliydi, ilkbaharına, sakuraya gitmek istiyorum.

Japonya'da Teppenyaki keyfiUNESCO tarafından Dünya Mirası ilan edilen Kinkakuji Tapınağı ile kimini göremediğim diğer 16 tapınak ve mabet de dahil olmak üzere, Eski Kyoto’da bulunan tarihi anıtları tekrar görmek ve tadı damağımda kalan yemeklerden (birde o damağa ulaşamayanlar var tabi) tekrar tatmak istiyorum. Teppenyaki imkanı bulmuştum, aşçının sizin önünüzdeki tezgahta sizin yemeğinizi şov yaparak pişirdiği (ne yazık ki fotoğraflar iyi değil). Aşçıların ortadaki açık mutfakta yer aldığı, çevrelerinde bir konveyör bandın döndüğü suşi barlar da nefisti. Hazırladıkları tabakları banda koyuyorlar, önünüzden geçerken dilediğinizi alıyorsunuz, çıkışta önünüzdeki tabaklar çerçevesinde hesap ödeniyor. Aralarda atıştırdığım sandviçler biraz Japon mutfağının özetiydi, muska börek gibi bir yosun sarması, içersinde pirinç, ortasında ise asıl malzeme. Baharatlara çok yer verilmeyen, yiyeceklerin çok pişirilmediği (bazen hiç pişirilmediği), ekmek yerine pilav, tuz yerine soyanın kullanıldığı Japon mutfağını sevmiştim (suşinin batıdaki karşılığı aslında kanepe, ekmek yerine pirinç, tuz yerine soya, sıklıkla çiğ balıkla yapılıyor, benim favorim ise ızgara mısırlı olanı olmuştu). Sabah kahvaltılarında ise Miso çorbası nefisti (peynir mi dediniz, olmaz öyle şey).

Konveyör bantlı Suşi bar

Japonya’ya giderken sıkışık mekanlar ve teknoloji görmeyi bekliyordum ve bunları gördüm. Doğasına ve özellikle bahçelerine bu kadar hayran kalacağımı ise tahmin etmiyordum. Çin seyahat notlarımda, bahçenin genişliğini göstermemeye çalıştıkları, benim tercih etmediğim yaklaşımlarını yazmıştım. Japonlar geniş alanlarda doğayla renk cümbüşü yaratmaya çalışıyorlar, her iki yaklaşım da görüntüden huzur bulunmasını amaçlıyor, geniş alanlar bana daha çok huzur veriyor.

Japon bahçesinden

Temmuz 2013

Yorum(3)

YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir