Ana sayfa MEKANA GÖRE Türkiye Artvin Karadeniz Rüyamız 3 – Rize Gezilecek Yerler, Ayder ve Avasor Yaylaları

Karadeniz Rüyamız 3 – Rize Gezilecek Yerler, Ayder ve Avasor Yaylaları

0

Rizenin DağlarıÇarşamba günü, Machael bölgesinden ayrılıp Fındıklı ilçesine gidiyoruz. Çağlayan köyünün yanında Aslandere Köyü var. Öğle yemeği için buradaki bir köy evine geliyoruz. Aslandere Köyü’nde bulunan merkezi köy ilkokulunun emekli müdürü Mehmet Bey de bize katılıyor, aslında onun konuğuyuz. Hem sohbet ediyor hem de HES hakkında bilgilendiriliyoruz. Mehmet Bey “Dereler Özgür Aksın” platformunun destekçilerinden. Yemekte sebzeli hamsi, taze fasulye, pilav ve laz böreği sunuluyor. Sebzeli hamsi süper, Mehmet Bey’in anlattıklarının bir bölümünü kaçırma nedenim, bakalım kendimiz evde yapabilecek miyiz? Patlayasıya yiyorum, nefis laz böreğine pek yer kalmıyor. Ev sahipleri aynı zamanda ilkokuldaki okul aile birliğindeymişler. Yürüyerek devam ediyoruz köyün içerisinden hala ortalıkta bol fındık var ama artık bol da çay var. Bir yerlerden çay toplama makası bulununca aleti ilk deneyen ben oluyorum. Bölgede bol miktarda konak var, bunlardan ikisini geziyoruz. Doğanın sunduğu fare gibi güzelliklerden ürünlerini korumalarını sağlayan, bölge ham maddelerinin kullanımı ile inşa edilebilen kendine özgü mimariyi inceliyoruz. Bir yandan da ağaçlardan fındık aşırmaya devam.

Buradan Ardeşen’e gidiyoruz ve Doğuş Çayın fabrikasını geziyoruz. İşlem süreçlerini anlatıyorlar. Şener’imizin kardeşi de fabrika çalışanlarından. Çay satın almak istediğimizde bir sürpriz var. Çay buradan çuvallar halinde Gebze’ye gidiyormuş, orada paketleniyormuş. “Marketten alabilirsiniz”  gibi bir cevap. Dönüşte Fındıklı’ya uğrayıp Şener’in kuzeninin yeni açtığı kafe’de kahve içiyor, Fındıklı’nın meşhur ve süper lezzetli sütü ile yapılan dondurmasından yiyoruz. Hedefimiz, Rize’de görülmesi gereken yerler listesinin başında yer alan Ayder yaylasındaki evimiz olan Natura Lodge. Yolda giderken hamsili ekmek almayı ihmal etmiyoruz. Hamsi unundan yapılıyor, dereotlu ekmeğin balık esanslısı gibi.

Rize'de Sebzeli HamsiRize gezilecek yerler listelerinin neredeyse tümünün bir numarası Ayder yaylasını varışımız, odalara yerleşme ve otelimizdeki akşam yemeğini takiben etrafı yürüyerek tanımaya çalışıyor, oldukça dik yoldan bir yukarı bir aşağı dolaşıyoruz, birçok otelden tulum sesleri ve dans eden insanların çığlık çığlığa sesleri geliyor. Sıra sıra otel ve restoranların neredeyse hiçbirinde alkollü içecek satılmıyor olması dikkat çekici, aralara serpiştirilmiş market ve büfelerde de durum aynı. Şener’in bizim için yer ayırttığı mekânda herkes istediğini içmekte özgür. Uzunca bir masaya konuşlanıyoruz, grupça sohbeti koyultmaya başladığımız esnada tulum çalan müzisyen geliyor, garsonların da bizlerin ve diğer müşterilerin de dâhil olduğu, mekânın tamamını dolduran kocaman bir horon halkası oluşturuyoruz. Tulumcu halkanın ortasında, garsonların ve işi bilen tur rehberlerinin öncülüğünde ter içinde kalana kadar süren horonun ardından odalarımıza dönüyoruz. Temmuz ayında yorganla uyumanın büyük hazzı ile sonlandırıyoruz geceyi.

22 Temmuz günü, Ayder yaylasının puslu gününe uyandık. Burası aslında Uludağ’ın oteller bölgesini andırmakta, yan yana onlarca otel yolun iki tarafına konumlanmış, vadinin kenarında. Otelimiz vadinin yukarı tarafında yer alıyor ama eğimin çokluğu nedeniyle yolun diğer kenarındaki oteller manzaraya engel olmuyor. Vadinin karşı tarafındaki şelaleyi görüyor otel ama biz üç gecelik konaklamamız esnasında pusun dağıldığı birkaç saatlik süreçte görebildik sadece.

Rize Ayder Yaylası

Ayder Yaylasından Yürüyüş

Bugünkü ana hedef pusun, bulutun daha da içerisine girerek, Rize gezilecek yerler listelerinin önemli noktalarından Avusor yaylasına çıkmak ve oradan sıkı bir yürüyüş ile Büyükgöl’e (Sirk Gölü) yani buzul gölüne ulaşmak. Yaklaşık 1750 metre rakımlı Ayder’den aracımızla 2400 metre rakımlı Avusor yaylasına varıyoruz. Burada aile işletmesi şirin bir pansiyon bize birkaç saatliğine ev sahipliği yapıyor. Oksijene alışmamız için bu mola zorunlu, biz çaylarımızı yudumlarken Şener’imiz yol boyu yanımızda taşıyacağımız kumanyalarımızı hazırlıyor.

Kumanya poşetlerimizi de sırt çantalarımıza yerleştirdikten sonra görüş mesafesi 50 metreyi bulmayan ıslak havada yürüyüşümüze başlıyoruz. İncecik yağan çise yürüyüş boyunca bizi hiç bırakmıyor. Maral şelalesi, Vazelon manastırı tırmanışlarına kıyasla çok daha kolay bir etap olmasına rağmen 2 saatlik tırmanış boyunca sağ tarafınızın düşmek istemeyeceğiniz kadar dik bir yamaç olması oldukça yoruyor insanı, asıl zorluk ise hem içerden terleyerek hem dışarıdan çise ile ıslanıyor olmanız. 2700 metredeki göle ulaştığımızda en başta ayaklarımız, her yerimiz sırılsıklam olmuştu. Kenarlarında halen buz yığınları olan gölün berraklığı, muhteşem manzara ve göle elimizi sokmamızla adeta beynimizin uyuşması bir anda tüm yorgunluğu unutturuyor.

Avasor Yayalası Sirk Gölü, Rize

Avasor Yaylasında Çay Sürprizi

Kışın gölün tamamı, en derin noktasına kadar donuyormuş, bu nedenle hiç balık yokmuş. Dalıp incelememiz mümkün değil. Hayatımızın en lezzetli kaşar ekmek ve domateslerini yerken, dereden ortaya çıktığını anlayamadığımız bir amca çaydanlıkla geldi. Çaydanlık hazır ama ortada ateş yok. Şener ile Fatih çay demleyebilmek için var güçleriyle ateş yakmaya uğraşıyorlar. Hareket sona erince kuruyan ter ve soğuyan vücut üşümemize neden oluyor. Çay, ateş yakmanın zorluğu nedeniyle oldukça gecikiyor. Sıcak bir şeyler içmek güzel ama çayı beklemeden dönüşe geçmek daha iyi olabilirdi.

Tekrar Simge pansiyona dönüp çay molamızı veriyoruz. Şener’imizin uyarısı ile yanımızda olan yedek çorap ve ayakkabılarla ıslakları değiştiriyoruz. Dönüş yolunda Kurt Köyüne ayrılan yolda yürüyüşe devam etmek isteyenler olarak aracı terk ediyoruz. Yamaçtan otelin arkasına doğru yürüyüp otele dağ yamacından inmek için. Artık yaylalardan oldukça aşağılarda olduğumuz için yeniden balta girmemiş orman imajına bürünüyor doğa. Dik yamacın üzerindeki dar patika yoldan ilerliyoruz.

Doğa Yürüyüşü Kazası

Yamacın dikleştiği ve su birikintisinin, çamurun arttığı bir bölgede kalas sabitlemişler yola. Üzerinden geçiyorum ama spor ayakkabılarım ıslak kalas üzerinde kayıyor, bir problem yok. Yola devam ederken arkadan Sevinç Hanım’ın Nebi bey’e, Şener’in de Sevinç Hanım’a bağırışlarını duyuyoruz. Hemen durup geri dönerken Şener ağaçların üzerine atlayıp dallardan hoplaya zıplaya aşağıya iniyor, Nebi Bey ve Sevinç Hanım ortalarda yok. Kalastan aşağıya düşmüşler, Şener hemen yanlarına ulaşıyor. Biz grubun seri ilerleyen bayan üçlüsüne seslenip geri çağırıyoruz onları, Şener ise Fatih’i arayıp geri çağırıyor.

Düştükleri yer yaklaşık 8 metre yüksekliğinde kayalarla kaplı bir yamaç, 8 metre aşağıdaki düzlükten sonra bir yar daha var daha derin. Neyse ki ilk düzlüğün dibinde durmayı başarmışlar. Kısa süre içerisinde Fatih geliyor, elinde çekme halatı ile ama halat 5 metre ulaşmıyor aşağıya kadar. Acil yardım çantasını iletiyoruz Şener’e kolonya, su gibi ihtiyaçları da. Nebi Bey’in herhangi bir sağlık problemi yok, Sevinç Hanım’ın ise ayağında problem var. O kayalara başlarını falan vurmamış olmaları büyük şans. Şener hem Nebi Bey’i yönlendirerek, hem de Sevinç Hanım’ı taşıyarak daha güvenli pozisyonlara alıyor.

Olaydan yaklaşık 20-30 dakika sonra 112 acil geldi, ellerinde sedye. Şener’in kesin talimatı nedeniyle aşağıya inmediler, çünkü yukarı çıkılabilecek bir patika yok. Aşağıya soğutucu gibi sağlık gereçlerini ilettiler. Sevinç Hanım’ın sol ayağı parmak kısmından şişmekteymiş. Yanlarında hiç bir kurtarma ekipmanı yok, hatta gelen ambulansın çekme halatı dahi yok. 112, jandarmadan yardım istiyor ve bekleme süreci başlıyor. Bizim gezi tayfasının ben hariç hepsi zaten acil servis gelmeden bizim araca döndü artık bende kendimi ayakaltında hissetmeye başlıyorum ve araca dönüyorum. Fatih bizleri Ayder’in girişinde bıraktı, başka bir araçtan ilave çekme halatı alıp geri döndü. Biz Otele doğru yürürken park etmiş jandarma aracını görüyoruz. Jandarma komutanını telefonla Şener’le görüştürüyoruz. Adamlar “biz otele sorduk gerek yokmuş, gitmedik” gibi bir şeyler saçmalıyorlar. En azından olay yerinden canlı bağlantı sağlayıp otele dönüyoruz. Otelde elbette olayı takip halindeyiz. Gece geç vakit dönen Şener ve Fatih’ten detayları öğreniyoruz sonradan.

Ayder Yayalasında Kurtarma ÇalışmalarıŞener Jandarmadan hayır gelmeyeceğine kanaat getirince hem yakındaki AKUT’a hem de makaralı sistemleri olan Fırtına deresi ‘rafting’cilerine haber vermiş. İki ekip hemen hemen aynı anda varmışlar mekâna, yamacın yukarısına doğru dört ağaca sabitleyerek kurdukları sisteme kafesli bir sedye bağlamışlar ve Sevinç Hanım’ı yukarıya çıkarmışlar. Düşüşten 3 saat sonra kurtulabilmiş. Bu sırada mekâna elinde hiçbir ekipmanı olmayan jandarma varmış. Hastanedeki tetkikler sonucu ayak tarak ve parmak kemiklerinde birkaç kırık ve çıkmış parmak belirlenmiş. Böylesine büyük bir kaza için çok sevindirici bir son.

Bizim ayakkabılarımız bu iş için pek uygun değildi ama kayan Nebi beyin ayağında profesyonel yürüyüş ayakkabısı vardı. Yavaş bir kayma olmuş, düşerken kalasa tutunarak dengesini sağlayıp kayarak aşağı inerken bir adım gerisindeki eşi biraz panik biraz refleksle kocasını tutabileceğini düşünerek atlamış. Onunki görece dengesiz bir kayış olmuş, ayağı kalçasının altında kalmış. Turun kalan kısa bölümünde bizimle olamayacak olmaları ve böyle bir kazanın gerçekleşmiş olması hepimizin keyfini bir miktar kaçırdı elbette. Akşam yediğimiz lahana ezmesi, balık, bulgur pilavı ve laz böreği bile kimsenin beğenisini kazanamadı, kimseyi keyiflendiremedi.

YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir