Sakız Adası Gezisi

6


30/03/2013

Emporios sahil şeridinde denizin getirdiği çakıllar

Gezimiz sabah saat 06:00’da kalkmakla başladı.  Giyinip hazırlandıktan sonra Foça’dan gelen arkadaşlarımız bizi arabalarına aldılar ve Çeşme’ye hareket ettik.  Çeşme limanında bilet ve pasaport işlemlerimizi tamamladıktan sonra oradaki kafede çaylarımızı içip simit ve kurabiyelerden oluşan kahvaltımızı yaptık ve izin verilince feribota binerek hareket zamanını beklemeye başladık.  Feribot dolu idi hatta ayakta yolcu da vardı.  Saat 09:30’da hareket etmemiz gerekirken ancak saat 10:00’da hareket edebildik.  Yaklaşık bir saat süren bir yolculuk sonrası Sakız adasının Chios isimli merkezindeki iskeleye yanaştık.  Aynı anda 2 feribot birden yanaşınca yoğunluk oluştu ve önce bina dışında daha sonra da bina içerisinde kuyruklarda bekleyerek pasaport kontrolünden geçmemiz yarım saate yakın süre aldı.  Kontrol sonrası limandan ayrılıp kordon boyunda yürüyerek otelimize ulaştık ve giriş yaptık.  Kordon boyu şık kafeler ve lokantalarla dolu, keyifli bir yürüyüş mekanı.  Bir arka caddede de dükkanlar ve butikler var.

Emporius’taki şirin kafenin duvar süsleriKyma isimli otelimiz zengin bir armatörün evi imiş, sonra bazı ilavelerle otele dönüştürülmüş, kordon boyunda güzel bir konumda ancak bakıma muhtaç.  Bunun yanında otel işletmecisi bey ve Türk eşi o kadar cana yakın ve misafirperver ki fiziki olumsuzluklar önemini yitiriveriyor.  Otele yerleşme işleminden ve ikram edilen kahveyi ve lokmayı yedikten sonra biraz şehir merkezinde yürüyerek dolaştık, kordonda bir lokantada aperatif bir şeyler yiyip biralandık (yediğimiz Mastelo peynirinden yapılmış ve kızartılmış toplar çok nefisti) ve midelerimizi doyurmayı takiben bir araba kiralayarak adayı dolaşmaya başladık (Ford Fiesta aracın 24 saatlik kira bedeli 30,- Avro).

Pirgi köyünün işlemeli evleri ve köy meydanı

Siyah çakıllı Mavra Volia koyuŞehir dışına çıkıncaya kadar epeyce dolanmamız gerekti zira yol işaretleri çok yetersiz ve detaylı harita da bulamadık.  Şehir dışına çıkabilince adanın güneyine doğru dolaşmaya başladık.  Önce havalimanının yanından geçerek (hava limanı ufak, sadece pervaneli küçük uçakların geldiğini gözlemledik) Karfas denilen plaj bölgesine ulaştık.  Mevsim dışı olduğundan burada görülecek fazla bir şey yoktu.  Yola devamla yine sahilde Emporios’a vardık.  Burada sahil şeridindeki yola denizin bol miktarda çakıl yığmış olduğunu gördük.  Sevimli bir mekanda kahve molası verdikten sonra hemen bir sonraki koya (Mavra Volia) baktık.  Burası iri çakıllı ve çakıllar siyah renkte (volkanik olduğunu sanıyoruz).  Yola devam ederek Pirgi köyüne vardık.  Bu köydeki evlerin tamamının dış duvarları beyaz renk üzerine siyah işlemeli.  Mardin’i anımsatan dar sokakları ve geçitleri geniş ve ferah bir meydana açılıyor.  Burası kahve ve lokantaların masaları ile doldurulmuş.  Meydana bakan bir evin balkon brandasının da evin dış yüzeyindeki dekorla aynı şekilde boyanmış olması ilginçti.  Yola devam ederek Mesta köyüne ulaştık.  Buradaki evlerin tamamı ise koyu renk taşlardan yapılmış, sıva boya yok.  Köy içerisinde yaptığımız yürüyüş sonrasında yola devam ederek Mesta limanına baktık oradan da Lithi’ye gitmek üzere yola devam ettik.  Niyetimiz, aldığımız tavsiye çerçevesinde, akşam yemeğimizi Lithi’de yemekti.  Ancak, havanın kararması ve yolların çok virajlı olması nedeniyle gece dönüş yolculuğunun güvenli olmayacağı kararına vararak, Lithi’ye gitmekten vazgeçip, zahmetli bir yolculuk sonrası merkez Chios’a döndük.  Araba ile otelimizin olduğu yere ulaşmak çok güç oldu.  Aracımızı park ettikten sonra kordonda bir lokantaya yerleşip uzo eşliğinde ızgara kalamar, jumbo karides, ahtapot, papalina ve mezelerden oluşan yemeğimizi yedik.  Yemek üzerine mastika likörü ve tatlı ikramı yapıldı.  İki kişi için 40,- Avro hesap ödedik.  Saatlerimizi, yaz saati çerçevesinde, 1 saat ileri alarak otelimize döndük ve yattık.

 Taş evlerden oluşan Mesta köyünün meydanı31/03/2013

Sabah kalkıp kahvaltımızı ettikten sonra çantamızı toplayıp arabaya yükledik, mendirekte biraz yürüyüş yaptıktan sonra saat 10:00’da gezimize devam etmeye başladık.  Chios’tan batıya doğru, adanın ortasına ilerlemeye başladık.  Önce, çok muhteşem manzarası olan Markos manastırına uğrayıp manzara fotoğrafları çektik.  Devamla Nea Moni manastırına geldik.  Bu yolculuk sırasında adanın geçen yıllarda geçirmiş olduğu yangın felaketinin derin izlerini gözlemlemek çok hüzün verici oldu.   Bu manastırın bir odasında Osmanlı’lar tarafından katledildiği öne sürülen insanlardan bir kısmının kafatasları ve bazı kemikleri camlı bir dolap içerisinde sergileniyor.  Yola devam ederek Avgonyma köyüne geldik ve yürüyerek dolaştık.  Burası deniz kenarı olmadığından, lokantalarda değişik et yemekleri var.  Yanından geçtiğimiz bir lokantanın dışındaki ocakta şişe geçirilmiş büyük et parçaları ve bir bütün oğlak pişmekte idi.  Vadi manzarası çok güzel olan bir başka lokantada da yaşlılar oturmuş, saat daha 11:00 civarı olmasına rağmen, uzo ile oğlak kellesi yemekteydiler.

Nea Moni manastırındaki kemikler ve kafatasları

Terk edilmiş olan Anavatos köyü

Oradan Anavatos köyüne doğru yol aldık.  Burası dağın yamacına kurulmuş, tamamen taş evlerden oluşan, ancak terk edilmiş (bizim Fethiye’deki Kayaköy gibi) bir mekan.  Uzaktan tırmanış yolunu görünce, bu eziyete değmez diye düşünerek köyü uzaktan fotoğraflamakla yetindik.  Bu arada yol üzerinde rastladığımız sakız ağaçları arasında fotoğraf çekmeyi de ihmal etmedik.  Yer yer yol kenarlarında yapılmış olan minyatür anıt mezarların ne olduğunu tam olarak öğrenemedik ve sonuçta burada toplu mezarlık olmadığı ve insanların ölülerini böyle rast gele gömdükleri kanısına vardık.  Yola devam ederek, bir gün önce gidemediğimiz Lithi köyünün limanına ulaştık.  Burası Sakız adasının en önemli balıkçılık merkezi imiş.  Limanda tavsiye edilmiş olan lokantaya yerleştik ve yine deniz mahsullerinden ve uzo’dan oluşan adaya veda yemeğimizi yedik (hesap 2 kişi için 38,- Avro).  Genel olarak adada yediğimiz yemeklerden çok mutlu olduğumuzu söyleyemeyiz.  Bir kere, lokantalarda servis çok yavaştı.  Izgara ahtapot bulamadık.  Jumbo karidesler de iyi pişirilmemişti.  İçki fiyatları çok ucuz olmasına rağmen, balık kilo fiyatları 35 – 40,- Avro civarı.  Yemek sonrası Chios merkeze dönüp, Pazar günü açık olduğunu öğrendiğimiz bakkaldan değişik yerel peynir ve sakız reçeli aldık, deposunu doldurup (yaklaşık yarım depo benzin tüketmişiz, depo 28,- Avro’ya doldu) aracımızı teslim ettik ve limana gelip pasaport kuyruğuna girdik.  Erken geldiğimiz için fazla beklemeden pasaporttan geçtik ancak gümrük kontrolündeki tek memur herkesin bagajını açtırıp teker teker aramaya başlayınca kuyruk uzadı.  Ne aradığını sorduğumuzda ise, ‘işime karışmayın’ türü bir cevapla bizi tersledi.  Neyse ki kuyruk uzayınca, pasaport kontrolü yapanlardan fırçayı yedi ve kontrolü bıraktı.  Ülkeyi terk ederken gümrük kontrolü olayını ilk defa burada gördük.  Limanda duty-free mağazasının olmayışı da ayrı bir gariplikti.  Bu sefer feribot çok dolu değildi ve vaktinde, saat 17:00’de hareket ederek 18:00’de Çeşme’ya vardı.  Duty-free alışverişi, pasaport kontrolü ve gümrükten geçtikten sonra oraya park etmiş olduğumuz aracımıza binerek İzmir’e geldik ve bir geziyi daha böylece noktalamış olduk.

Kyma otelindeki balkonumuzdan Chios’un genel görünümü

Nisan 2013

Yorum(6)

  1. Merhaba,

    O gördüğünüz küçük mezarlar trafik kazalarında hayatını kaybeden insanlara aitmiş. Biz de gezerken ne olduklarını merak etmiştik, sonradan öğrendik.

YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir