Home MEKANA GÖRE Tanzanya Tanzanya; Sanki Üç Ayrı Tatil 6 – Stone Town

Tanzanya; Sanki Üç Ayrı Tatil 6 – Stone Town

0

Zanzibar Warere House

31/10 – 2/11/2012

Tatilimizin daha çok kültür turuna benzeyen son bölümü için Ronaldo bu sefer şahsen aldı bizi, büyük bir araçla, sonuçta turları bağlayacak. Katıldığımız Stone Town çıkışlı turları ayrıca anlatacağım. Zanzibar’ın doğusu Şeyseller, daha doğusu Maldivler, kendisi de onlar gibi dünyanın balayı merkezlerinden biri, bembeyaz kumları son derece çekici. Ancak Stone Town içerisinde kalarak bile geçirseniz tüm tatilinizi çok keyif alırsınız.

Biz limana çok yakın Warere House otelde kaldık hem fiyatı uygundu hem de Trip Advisor’dan ödül almış, memnun kaldık. Baharatlı sabunları ayrıca cezbediciydi. Kahvaltı servisini terasta yapıyorlar, manzara keyifli, ortam ferah. İlk gün akşamüzeri Serena Inn adlı lüks otelin havuz kenarında izledik dillere destan güneş batışını, bir yandan da müzik dinletisi başladı. Yerel müzik Afrika’nın bol perküsyonlu müziklerinden çok Arap müziklerine yakın. Havuz başında gün batımını, geleneksel Arap yelkenlisi Dhow’ları ve denize girenleri izlerken kimse “kardeşim ne işiniz var burada” demedi. Deselerdi birer içki alırdık elimize ama biz de zorlamadık.

Zanzibar Serena Inn'den gün batımı

Zanzibar Serena Inn'de geleneksel müzik

Gece Livingstone’da birer içki içip, ünlü Monsoon restoranda çok da tatmin etmeyen bir yemek yedik. Hindistan cevizli ahtapot, karışık deniz mahsulleri tabağı, passion meyvesi soslu kalamar ve deniz mahsullü salataya içeceklerle 60$ ödedik. Her yerde olduğu gibi burada da servis yavaş, Hakuna Matata.

Sahildeki Forodhani Bahçesi geceleyin yemek bahçesi oluyor, her masanın lüks aydınlatmaları var tüplü, çünkü her akşam mutlaka elektrik kesiliyor, ki kesilmese de sokaklar çok aydınlık olmuyor. Güneş her mevsim 18:30 gibi batıyor. Yemeklerini ayrıca anlatacağım bu pazar gerçekten çok iştah açıcı görüntüler sunuyor.

Stone Town çarşısında

Stone Town pazarında baharatlarBiraz kondisyonunuz var ise ve güneşe karşı önlem alırsanız Stone Town’ın tamamını yürümeniz mümkün, sabahını Prison Island turu ile geçirdiğimiz ikinci günümüzün öğleden sonrasını şehir turuna ayırdık. Pazar yerleri genelde mekanlarla ilgili fikir verdiği için önceliği ona verdik. Koku beni bile rahatsız ettiği için balık ve et pazarına girmedik ama baharat ve sebze meyve bölümünde adeta sonsuz çeşit var. Uzun süre Arap şeyh yönetiminde kalmış ada ve sultan her yerden farklı sebze, meyve, baharat getirtip üretimini sağlamış, bu da pazardaki çeşitliliği artırmış. Temizlik konusunda pek iyi değiller ne yazık ki, hiç bir meyve için satıcıya kes de yiyelim demek gelmedi içimizden.

Uzun süre arap yönetiminde olan adanın adı Zengibar’mış, sonra İngiliz sömürgesi olmuşlar. Yine arap yönetiminde olan anakara Tanganika ise önce Alman sonra İngiliz sömürgesi olmuş.  Zengibar 1896’da bağımsızlık ilan etmiş, İngilizler Stone Town’ı bombalamış, Zengibar 45 dakikada teslim olmuş, dünya tarihinin en kısa savaşı rekorunun sahibi olmuş. 1964’te Zengibar ve Tanganika birleşip Tanzanya Cumhuriyetini kurarak bağımsızlığını ilan etmiş. Safari turumuzu ayarlayan Thomas bize, Zanzibar’da Tanzanya’dan ayrılıp Birleşik Arap Emirliklerine katılma yönünde görüşler olduğunu söylemişti.

Zanzibar'da dinAnakaranın aksine müslüman nüfus ağırlıkta adada. Küçücük çocukların bile başı örtülü, kara çarşaf gırla, biz etrafın fotoğrafını çekerken yüzlerini gizlemeye çalışıyorlar. Zaten Amerikan filmlerindeki kişilere nazaran çok daha koyu tenliler, gece görünmüyorlar, birde çarşafa girince hepten yok oluyor. Sadece siyah değil, renk renk çarşaf var, zaten bu güneşte telef olmamak için siyahtan uzak durmakta da fayda var.

Pazar yeri yakınında tarihi köle pazarı var. İnsanın içini buruyor. Kilisenin çevresinde, yer altına doğru, içeride dik duramadığınız yükseklikte koridorlar ve koridor boyunca sağlı sollu bir metre kadar yükseğe kadar beton. Duvarlarda zincirler var, yükseltilmiş beton zeminde zincirlenen köleler ancak çömelmiş durumda ya da uzanarak durabiliyor, ufacık pencerelerden sızan az ışıkla aydınlanır gibi oluyor mekan. Satışa henüz hazır olmayanlar ehlileştirilmek üzere Prison adasına götürülüyor, hazır olanlar için bahçede bir havuz, delik var. Temsili olarak zincirli köle heykelleri de yapmışlar içerisine, duvarlar göğüsleri hizasında. Alıcılar ‘malları’ buradan seçiyor. Havuz alanının çevresinde yaklaşık 1 metre çapında yuvarlak ağır kapakları olan bölümler vardı, muhtemelen ‘mallar’ satışa kadar oralarda depolanıyordu. Herhangi bir zamanda insanın insana bunları yapmış olmasını benim aklım almıyor ve ne yazık ki halen oldukça benzerleri yapılmaya devam ediyor.

Stone Town köle eziyethanesi

Stone Town köle satış yeri

Stone Town dünya mirası listesinde koruma altında, en kıymetli binalardan biri de House of Wonders (Beit-el-Ajaib), şehrin elektrikli aydınlatmaya geçen ilk binası yöneticilere ev sahipliği yapmış vaktiyle. Son derece yüksek tavanlı binanın ortası kare şeklinde bina tavanına kadar avlu, her katta iç koridor gibi bu avluya bakan balkon var. Günümüzde müze. Adanın deniz ticareti tarihini anlatan posterlerin yanı sıra geleneksel bir Arap yelkenlisi de sergileniyor. Sultanın kullandığı araba dahil eşyaları da sergileniyor. Shawili balıkçılığını anlatan, eski ekipman ve yöntemleri gösteren bir bölüm de vardı. Üst katlardaki odalarda da sergiler varmış ama bizi pek etkilemediği için üst katlara yeltenmiyoruz bile. Rehberle de gezmek mümkün.

Stone Town Beit-el-Ajaib

Aslında 3 bina yan yana, kale, Beit-el-Ajaib ve Beit-el-Sahel (Palace Museum). Kaleye bir girip çıkmakta fayda var, 3 dakika alır, bahçesinde el işi ürün satanlar var. Beit-el-Sahel ise kapısında sorup içerisinde sultanın yaşamına dair her şeyin olduğunu öğrendiğimiz müze. Diğerinden keyif almayınca buna da girmedik. Her yerde pazarlık gerektiği söylendiğinde müze biletleri aklıma gelmemişti. Girmeme kararı alınca müze görevlisinin indirim önerisiyle peşimizden gelmesiyle öğrendik.

Stone Town Beit-el-Ajaib'in içi

Stone Town kapıları

Zanzibar’ın en ünlü kişisi şüphesiz Queen grubunun efsane solisti Fredddy Mercury. Ancak onun hakkında pek özel bir şey yok. Sadece doğduğu evin önünde bir camekanda bazı resimleri sergileniyor.

Stone Town’da yaptığımız en keyifli şeylerden biri de ara sokaklarda yürümekti. Dar sokaklar ve alçak binalardan oluşan sokaklarda çok insan yok, evlerin de çoğunun penceresi kapısı kapalı duruyor. Rivayet o ki burada evin önce kapısı yapılırmış, sonra evi çevresine, üzerine inşa ederlermiş. Ahşap oyma, kakma kapıların fotoğraflarını çekmek için bile değer bu yürüyüşü yapmaya. El emeği, bizim buralarda bulamayacağınız hediyelikler satan dükkanlara da girip çıkmakta, sabır zorlayan pazarlıklara dayanmakta da fayda var. Pazarlıksız satış yapan bir dükkan da bulduk ve fiyatları fena değildi.

Stone Town sokakları

Hediyelik eşya satıcıları sizi zaten sokakta da bulacak, bazıları kendi dükkanına götürmeye çalışacak, bazıları elindekileri satmaya çalışacak. Kararlı bir şekilde reddettiğim bir tanesi ben seni dün de görmüştüm, siz hep dükkandan alışveriş ediyorsunuz, onlar zaten zengin ve çoğu yabancı, sokaktakilerden alın, gerçek Zanzibarlılara destek olun demişti, peki hanginiz Zanzibar’a vergi veriyorsunuz diye sormadım muhabbet uzamasın diye. Arap kültürü sonucu bir yapışkanlık var elbette hem dilencilerde hem bu satıcılarda. Mzungu beyaz adam anlamına geliyor, pazarlıklarda Türk olduğumuzu belirtip “No mzungu price, muslim price” taktiğini de denedik.

Zanzibar'da herşey kafada taşınıyorZanzibar’lı kadınlar herşeyi kafalarının üzerinde taşıyabiliyor. Stone town’dan ayrılışımızı feribot ile yapmıştık (kişibaşı 40$). Hava zaten sıcak ve nemli, elde bavullar bir koşturmaca içerisinde gümrük formlarını doldurduk, ter içinde. Tam bir keşmekeş, bizim gibi tekerlekli bavulunu çekiştirerek mücadeleye katılan turistlerde var, bavulları kafalarının tepesinde dengelemiş koşturanlar da. Feribota binme mücadelemiz, feribot merdivenlerinde milletin üzerinden atlayarak vardığımız VIP bölümde son buluyor, yaşasın klima.

Zanzibar'da liman keşmekeşiDar Es Salaam’da gezmeye hiç vakit ayırmadık, akşamüzeri vardık, uçağımız sabahın 4ünde idi. Limana yakın (çıkışta sağa doğru yürüyün 2 sokak sonra solda) New Africa otelinin kumarhanesine gittik. Biz adamlara bavullarımızı teslim alırsanız kumar oynamak istiyoruz dedik, onlar bize kumarhaneye bavullarla giremeyeceğimizi, onları teslim almaları gerektiğini anlattılar. Oyun oynadık, yedik içtik, sonra havalimanına gidip banklarında yatıp uçağımız bekleyerek tatilimizi sonlandırdık.

LEAVE YOUR COMMENT

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir