Ana sayfa MEKANA GÖRE Birleşik Krallık Birleşik Krallık – Londra Gezisi Notları

Birleşik Krallık – Londra Gezisi Notları

5

17 Nisan’da Orhan iş nedeniyle Londra’ya eğitime gidecekti. Bu seyahat aniden meydana çıktığı, Orhan’ın geçerli İngiltere vizesi olduğu ve birkaç gün önce yeni girdiği iş için bu eğitime katılacağı için, ben hiç “ben de gelsem” diye sesimi çıkartmadım, Londra gezisi notları başka zaman çıkarılır diyordum.

Londra Gezisi Notları – Eyjafjallajökull Sebebiyle Erteleme

Fakat 14 Nisan’da İzlanda’da bulunun Eyjafjallajökull yanardağının patlaması ve küllerinin neredeyse tüm Avrupa’yı etkisi altına alarak, tüm hava trafiğini etkileyip, durma noktasına getirmesi bizi de etkiledi.
Orhan’ın seyahati için 16 Nisan Cuma akşamı bavulunu hazırladık ama sürekli internetten uçak kalkacak mı, kül bulutları şimdi nerede diye takip etmeye başladık. Cumartesi sabahı sanki gidecekmiş gibi vaktinde kalktık ama havalimanından aldığımız bilgi şu anda uçuş yok, siz hazır bulunun, hava şartları uygun olursa, sizi hemen çağırırız oldu. Tabii gün sonunda uçuşun gerçekleşemeyeceği netleşti. Hatta Orhan bu doğa felaketinin şanslı tarafında kaldı. Çünkü tüm haberlerde evinden uzaklara gidip de dönemeyen, havaalanlarında sefalet çeken, parasız pulsuz kalan bir sürü Avrupalı’nın hikayeleri vardı.

Bu doğa felaketi sebebi ile Orhan’ın eğitimi 17 Mayıs’a ötelendi. Böyle olunca ben de gelsem ama nasıl sorusu doğdu. Çünkü pasaportumun süresi dolmuş ve İngiltere vizem de yok. 4 Mayıs’ta pasaportumu uzatmak için Manisa emniyetine başvurdum. 5 Mayıs’ta da pasaportumu aldım ve İngiltere vizesi için internetten on-line başvurumu yaptım. Gidiş tarihimiz 15 Mayıs, yani 10 gün var ve daha önce İngiltere vizesi alan herkes imkansız yetişmez diyorlar, İngiltere vizesi online başvuru istediği için seyahat acentemiz destek olamıyor ama yetişir de yetişmez de, belli olmaz diye yorumda bulunuyorlar. 10 Mayıs pazartesi günü, tüm evraklarımı hazırlayarak Alsancak’taki İngiltere vizesi başvuru ofisine gittim. Görevli kişiler Türk ama sanki onlar İngiliz asilzadesi de biz de aşağılık gariban grubuyuz, pislik gibi davranıyorlar. Tersleyeceğim ama kendimi zor tutuyorum, ne de olsa vizemin akıbeti onların elinde. Geçen diyaloglar şu şekilde; – evlilik cüzdanımın orijinalini vermeme gerek var mı, yoksa sadece fotokopisini versem olur mu? – Biz bilemeyiz, orijinali olmadığı için vizeniz verilir mi verilmez mi bilemeyiz. – Yani vereyim mi vermeyeyim mi? – Biz bilemeyiz.

Big Ben Önünde, Londra Gezisi Notları

O zaman siz ne yapmaya orada oturuyorsunuz, ben direk evraklarımı İstanbul’a kargo ile gönderseydim, niye size geldim demek istiyorum ama kendimi tutuyor ve tüm kişisel evraklarımın hem orijinalini hem de fotokopisini teslim ederek mekandan ayrılıyorum. Bundan sonrası heyecanlı bekleyiş… Ama bir şey yapmadan, olaya karışmadan durabilir miyim? İnternetten İngiltere konsolosluğunun numarasını bulmak için bayağı uğraştım ve bulduğum numaradan çıkan kız (konsolos sekreteri bile olabilir), kendilerinin bir şey yapamayacağını ama belki faks çekebileceğimi söyledi. Hemen döşedim faksı ve gönderdim. Bu arada İngiltere vizesi bölümünün otomatik ödemeli telefonunu da aradım ama bir sonuç alamadım. Bu hattan sadece standart bilgi veriyorlar, ne olur yardım edin işi hızlandıralım gibi bir ricayı kabul etmiyorlar. İnternetten vizenin hangi aşamada olduğunu online takip edebiliyorsunuz. 13 Mayıs Perşembe akşamüstü pasaportumun kargoya verildiğini öğrendim. Bu arada 1,5 gün sonra gideceğim Londra seyahatinin uçak biletini henüz kestirmedim, İngiltere vizesi durumunu bekliyorum. Uçak biletini kestirmek için son tarih 14 Mayıs saat 11.00. Pasaport kargoya verildi ama bana ne zaman ulaşır acaba? Genelde kargolar öğleden sonra geliyor ve bu da benim için çok geç. Ben de kargo aracı dağıtıma başlamadan pasaportuma ulaşabilmek için bayağı çaba harcadım. Şu anda hangi kargo firması olduğunu hatırlamıyorum ama bir yandan Manisa şubesine ulaşmaya çalışırken, bir yandan da İstanbul genel merkezi arayarak destek almaya çalıştım. Manisa şubesine ulaştıktan sonra benim kargomu dağıtım aracına koymamalarını ve şubeden gelip kendimin alacağını belirttim. Taksi ile şubeye gittim, vizemin geldiğini gördüm ve ofise geri dönerek tam 10.55’de uçak biletimi kestirdim. Mutlu son 🙂 Bu hafta benim için acayip yoğun ve yorucu bir hafta oldu. İş yerinde müdürümüz değişiyordu ve onun hazırlık ve organizasyonları, bir yandan gidecek miyim gidemeyecek miyim telaşı bir miktar kilo vermeme sebep oldu. Ama Londra gezisi notları yazıma hızlı İngiltere vizesi bölümüyle başlamış oldum.

Londra Gezisi Notları – Bavul Kaybı

15 Mayıs 2010, Cumartesi

Cumartesi günü öğlene doğru uçağımız kalktı. Kıbrıs Türk Havayolları ile direk İzmir – Londra uçuyoruz. Orhan’ın iş arkadaşı Serhat’la beraber 3 kişiyiz. Yolculuğumuz rahat geçti ama inince benim bavulumun uçaktan çıkmaması bizi biraz oyaladı (kayıp bildirim işleri, formaların doldurulması, vb.) Orhan İngiltere’den sonra Amerika’ya gideceği için ona ve bana ayrı 2 bavul hazırlamıştık. Ben nasıl olsa iş için burada olmadığım ve moda defilesine de katılmayacağım için 1-2 kıyafet takviyesi ile idare ederim diye düşünerek olayı çok dert etmedim. Havaalanından metro ile otelimize geldik ama yol çalışmaları nedeniyle biraz uzun sürdü ve indi bindi yapmak zorunda kaldık. Otele eşyalarımızı bırakır bırakmaz, kendimizi sokağa attık. Londra gezilecek yerler listemizi değerlendirme vaktiydi.

İlk önce Big Ben’in civarına gittik ve nehir kenarında yürüyüş yaptık. Çin yemeği yedikten sonra, akşam Orhan’ın İngiltere’de yaşayan arkadaşları ile buluşarak hem sohbet ettik hem de bir şeyler içtik. Saat 22.00’de alarm çalınca bavulla birlikte düzenli içtiğim bir ilacın gelmediğini ve lens kabımın ve solüsyonunun da olmadığını fark ettim.

Covent Garden, Londra Gezisi Notları

Londra’da Pazar – Londra Gezisi Notları

16 Mayıs 2010, Pazar

Sabah hemen Londra gezimize başladık. İlk önce meşhur Hyde Park’a ve park içerisinde bulunan Speaker’s Corner’a gittik. Speaker’s Corner’da herkes özgür bir şekilde, hiç bir kısıtlama olmadan istediği bir konu hakkında konuşma yapabiliyor, isteyenler de dinliyor. Biz oradayken en tartışmalı konular din üzerineydi ve çoğunlukla da bu konu hakkında konuşulduğunu düşünüyorum. Burada biraz konuşma dinledikten sonra Harrolds alışveriş merkezine ve Picadilly Circus’a gittik.

Akşamüzeri Covent Garden’daydık. Burası bir sürü sokak göstericilerinin bulunduğu acayip keyifli bir yer. Londralılar çoluk çocuk gelmiş eğleniyorlar. Hava da İngiltere standartlarına göre güzel şansımıza, arada çiseliyor sadece. Ben bavulda, gelmeyen şemsiyemin yerine hemen bir şemsiye aldım (ne de olsa bol yağmuru ile ünlü bir ülkedeyiz) ama pek de ihtiyaç olmadı.

Bu arada dünden beri bavulumuzu takip etmeye çalışıyoruz ama Kıbrıs Türk havayollarının ofisleri sadece uçuş saatlerinde açık olduğu ve sürekli uçuşları olmadığı için havayolu ile pek bir irtibata geçemedik. Ama bugün gündüz bavulumuzun Antalya’ya gittiğini ve akşam geleceğini öğrendik. Gerçekten de gece otele vardığımız da bavulum beni odada bekliyordu.

Science Museum – Londra Gezisi Notları

17 Mayıs 2010, Pazartesi

Bu sabah Orhan eğitime gitti. Ben de otelde fazla oyalanmadan hemen Londra sokaklarınaçıktım. İlk önce Science Museum’a gittim. Pazartesi sabah acayip kalabalık, bir sürü okulun ilkokul ve/veya anaokul seviyesindeki öğrencileri öğretmenleri ile birlikte akın akın gelmiş. Tabii ortalıkta bu kadar çocuk olunca gürültü ve karmaşa da oluyor ve yakından incelemek istediğim bir sürü şeye sadece uzaktan bakabiliyorum. Öğrenciler çok çeşitli ve neredeyse her ülkenin bir temsilcisi var. En çok şaşırdığım, ana okul seviyesinde olduğunu tahmin ettiğim bir grup zenci kız öğrencinin başörtülü olmasıydı, tabii öğretmenlerinin de. Müzenin en üst katında 3D Imax filmler de gösteriliyor. Ben Hubble teleskopuyla ilgili keyifli bir belgesel seyrettim.

Soho, Londra gezisi Notları

Müze sonrasında Oxford streetPicadilly Circus taraflarında dolaştım ve otele geri döndüm. Orhan ve Serhat da geldikten sonra akşam yemeği için dışarı çıktık ve Soho’da (çin mahallesi) Çin yemeği yedik.

Londra’da Alışveriş – Londra Gezisi Notları

18 Mayıs 2010, Salı

Bugünü mağaza gezme turuna ayırdım. İlk önce Harrolds’a gittim. Burası acayip büyük ve her zevke ve hobiye göre çeşit çeşit, tabii fiyatlı ürünler var. O kadar güzel kıyafetler var ki, eğer sanatçı veya camia takımından olsam direk buraya gelir alışverişimi yapar ve ikoncan olarak geri dönerdim herhalde diye düşündüm. En çok ilgimi çeken bölümde at ve ata binme ile ilgili aksesuarların bulunduğu bölüm oldu. Daha önce hiç bu kadar çeşitli ve ilginç ata binme ekipmanı görmemiştim (bu arada ata binme gibi bir merakım yoktur ama kıyafet ve benzeri bir sürü eşya bir şekilde her yerde var ve ben sıklıkla karşılaşmayacağım ürünlere bakmaya çalışıyorum). Sonrasında da yine bir sürü mağazanın bulunduğu Oxford Street ile Picadilly Street’e geldim. Biraz alışveriş de yaptım. Buralar İzmir’in Alsancak’ı veya İstanbul’un Nişantaşı gibi semtler ama her bütçeye uygun mağazalar da var. Deli marka mağazaların yanında gayet orta halli birinin alışveriş yapabileceği mağazalar da bulunuyor. Gelmeden önce Londra’nın Avrupa’nın en pahalı şehri olduğu ve bir çöp almanın nerdeyse imkansız olacağını duymuştum ama fiyatları görünce çok şaşırdım. Çünkü çok uygun fiyata birkaç tane mayo, bikini ve güneş gözlüğü bile aldım. Akşam yemeği için Orhan’la ve Serhat’la buluştum ve yemek için bir pub/cafe’ye gittik. Ben lazanya yedim.

19 Mayıs 2010, Çarşamba

Bu sabaha karşı midemi bozdum. Sanırım dün akşam yediğim lazanya dokundu. Sabah halsizlik ve karın buruntusu ile uyandım. Bugünkü niyetim Buckingham Sarayı‘na gitmekti ama yataktan kalkacak halim yok. Bir süre daha yattıktan sonra kendi kendime; kızım yatsan da karnın ağrıyor, kalksan da ağrıyacak, bir daha ne zaman geleceksin Londra’ya kalk gez dedim. Bunun üzerine hemen metro planına bakarak saraya nasıl gideceğimi çıkarmaya çalıştım ve yola döküldüm.

Buckingham Sarayı’nda Tören – Londra Gezisi Notları

Daha saraya varmadan, yollarda akın akın saraya doğru giden insanlar gördüm. Sarayın ön bahçesine geldiğimde kalabalık beni şok etti, duyan gelmiş. Zannedersin ki kraliçe çıkıp dans edecek. Ben de insan selinin içerisine karıştım hemen ve sokula sokula sarayın ön kapısına kadar ulaştım. Tabii kapılar kapalı.

Buckingham Sarayı'nda Tören - Londra Gezisi Notları

Etrafta atlı askerler insanları düzene sokmaya çalışıyor. Birden “tam tam” davulların sesi duyulmaya başladı. Kraliyet bandosu asaletlerine yakışır bir şekilde ağır ağır insan selinin arasından geçti ve benim hemen önüde durduğum sarayın kapılarından içerideki bahçeye girdiler. Burada bir süre daha çalmaya devam ettiler ve askeri tören gibi bir şey oldu. Ben bilmeden, tesadüfen tam zamanında gelmişim buraya.

Törenden sonra saray civarında biraz daha dolaştım ve Trafalgar Meydanı’na geldim. Burası da keyifli bir yer. Meydanın yüksek merdivenlerine genç, yaşlı kalabalık gruplar oturmuş, sohbet ediyor, sandviçlerini yiyor ya da kitap okuyorlar. Akşam Orhan ve Serhat’la buluştuk ve geleneksel İngiliz yemeği fish and chips yemek üzere bir British Pub’a gittik. Genel olarak yemek açısında hiç zengin bir ülke değil İngiltere. Anlaşılacağı üzere biz de genelde Çin ve İtalyan yemeği şekilden takılıyoruz.

Londra’da Romantizm – Londra Gezisi Notları

20 Mayıs 2010, Perşembe

Bugün Orhan çalışmıyor. Serhat da ayrı takılmak istedi. Ben de hayatımın aşkı ile acayip keyifli ve dolu dolu bir gün geçirdim. Sabah kalkar kalkmaz Sea Life Aquarium’a gittik. Hatta açılması için bir miktar bekledik bile. İçeri girdikten sonra deniz ve okyanus canlıları ile birlikte 1-2 keyifli saat geçirdik.

Buradan ayrıldıktan sonra Thames nehrinde yapılan tekne turlarından birine katıldık. Tekne turu hop on hop of şeklinde. Greenwich’te inip biraz dolaştık ve elbette gözlem evini gezdik. Ekvatorda resmimiz olur da (bkz Kenya Notları)), sıfır meridyen noktasında olmamız mı diyerek hemen bir turistin eline fotoğraf makinemizi tutuşturduk.

Thames nehir turunda, Londra Gezisi Notları

Sonrasında tekrardan tekneye bindik ve Tower of London kalesine geldik. Kale içerisinde sergilenen kraliyet mücevherleri dışında, burası bana pek enteresan gelmedi.

Akşam Ambassadors tiyatrosundaki meşhur STOMP gösterisine gittik. Gösteri acayip keyifliydi. Bir zamanlar Coca Cola’nın bir reklamında çıkmıştı bu grup. Çöp bidonu, teneke kutu gibi aletlerle acayip güzel müzik yapıp, dans ediyorlar. Tüm dansçılar da acayip güzel ve yakışıklı.

Gösteri sonrası etraftaki caddelerde dolaştık. Bir striptiz bara girmek istedik ama giriş ücretlerini duyunca vazgeçtik.

21 Mayıs 2010, Cuma

Bu sabah Orhan’la British Museum’a gittik. Müze büyük, gezilecek çok sergi var. Bizim için de en görülmeye değer, bizim topraklarımızdan götürülen Halikarnas mozolesi (orada belirtilen yazıya göre sözde hediye edilmiş ama bana pek inandırıcı gelmedi). Gezip yorulduktan sonra öğle yemeği için müzeye yakın bir İtalyan restoranına gittik ve şarap eşliğinde makarna yedik.

British Museum, Londra Gezisi Notları

Akşam Serhat’la birlikte elimizde içkilerimiz sokak sokak dolaştık. Hava da güzel olunca tüm İngilizler sokaklara atmış kendini. Tüm restoran ve barlar tıklım tıklım dolu, içerideki insanlar kadar belki daha fazlası sokaklara taşmış durumda.

Bunun dışında da bizim gibi elinde içkisi gezinenler de var. Yalnız şunu belirtmek istiyorum, ben hayatımda bu kadar eşcinsel erkeği bir arada görmedim. Meğerse tüm Londra eşcinselmiş! Keyifli ve bol alkollü gecemizden sonra otelimize geri döndük ve bavullarımızı topladık.

Bu arada pazartesi günü başlayan ve cumaya kadar devam eden felaket bir 20’lik diş ağrım oldu. Seyahatlerde yanıma mutlaka bir ilaç çantası alırım. Bundan birkaç hafta önce Orhan’ın 20’lik dişi ağrımış ve geçmişti. O uzun bir seyahate gidecek diye, doktora diş ağrısı için ağrı kesici ve antibiyotik yazdırmıştım gelmeden. Her gün üçer beşer ağrı kesici yutmama rağmen, bir santimetreden fazla açamadım ağzımı gezi boyunca. Yakın zamanda da iş yerinde bir arkadaşın eşi antibiyotik alerjisi olup, ölümlerden dönünce evimden uzakta antibiyotik almaya korktum.

22 Mayıs 2010, Cumartesi

Güzel bir seyahatin ve Londra gezisi notlarımın daha sonuna geldik. Ben Londra’yı çok sevdim. Orhan iş nedeni ile gitmeseydi aman gideyim de göreyim diye aklıdan geçirdiğim bir yer değildi. Ama iyi ki gelmişim. Şansımıza hava da oldukça güzeldi, o kapalı, depresif Londra’dan pek eser yoktu. Londra’yı İstanbul’a çok benzettim. İstanbul’dan bir imparatorluk geçmiş, her sokakta, her binada bunun bir esintisi, gösterişi, köklü bir kültürün izleri var. Londra’da da kraliyetin gösterişli havası var. İstanbul küçük Türkiye, kozmopolitan bir şehir. Ülkemizin her yerinden buraya göç etmiş bir sürü insanı barındırıyor ve acayip bir çeşitlik içeriyor. Londra’da ise tüm dünyadan gelme çeşit çeşit insan var. Hintliler, Asyalılar, Uzak Doğulular, Avrupalılar, Afrikalılar, Amerikalılar, say say bitmez ve neredeyse tüm ülkelerden gelmiş insanlar. Yolda yürürken İngilizce konuşana bile rastlamak zor desem yalan olmaz.
Öğlene doğru Serhat ve ben Kıbrıs Türk Havayollarının direk uçuşu ile İzmir’e döndük. Orhan ise sabah San Francisco’ya uçtu.

3 Ocak 2012

Yorum(5)

YORUM YAZIN

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir