Home MEKANA GÖRE Türkiye Edirne Trakya Gezimiz; Romanların Şehri Edirne

Trakya Gezimiz; Romanların Şehri Edirne

3

19 Ağustos 2012

Edirne Selimiye Camii ve Koca Sinan Heykeli

Edirne Yolunda Ayçiçeği TarlalarıÇanakkale’den Edirne’ye giderken yolda bizimle aynı istikamette yol alan ancak birkaç tane araç vardı. Ters yönde olan trafik artık erimiş, son derece makul ve sakin bir seviyeye inmişti. İstanbul’lular nihayet şehri terk edebilmişler. Yol boydan boya günebakanlarla (ayçiçekleriyle) doluydu. Koparıp çitlemeyi düşündük çiğdemlerini ama hem koparmak çok zor, hem de çitlenecek sertliği ulaşması için kavrulmaları gerekiyor.

Öğle saatinde varınca Edirne’ye arabayı hemen Selimiye camii yakınına park edip ciğerci aramaya başladık. Bedesten hanı yanındaki bir ciğercide karnımızı ciğer ve köfte ile doyurduk. Ekstra sipariş ettiğimiz ciğeri bir dakika sonra iptal etmiş olsak ve bunu onaylamış olsalar da biz ellerimizi yıkarken boşatmış olduğumuz masaya bıraktılar ciğeri. Kasada tartışma tabi, sipariş verdin ama yeseydin diyorlar, hesaba bakınca, su, duble salata gibi şeyler gördüm, ben bunları sipariş etmedim diye karşı atak. Sapır saçma sipariş ettiklerimi mi yediklerimi mi ödeyeceğime dair diyalogdan sonra sipariş ettiklerimde karar kılınıyor. Şehre varışımızın ilk saatinde hemen ufak bir öpücük aldık romanlardan, burası onların şehri.

Edirne, Selimiye Camii kubbesi

Selimiye’nin bahçesine Mimar Sinan’ın bir büstünü koymayı ihmal etmemişler. 15inci yüzyılda dünyaya gelip, o zamanın tıbbı ile, üstelik üretken bir 98 yıl yaşaması beni her zaman şaşırtmıştır. Elbette yan binaları müzeye dönüştürülmüş Selimiye’nin, Osmanlı sanatları, Koca Sinan’ın yaşamı gibi. Gezdik ama çok kayda değer bir şey yoktu. Türk-İslam Eserleri müzesini ise vakit kazancı amacıyla sonraya bıraktık.

Edirne, Selimiye Camii Minareleri

Edirne, Selimiye Camii içiSelimiye Camii elbette çok ihtişamlı. Memleketimizdeki bu tip eserleri gördükçe Tac Mahal aklıma geliyor. Hintliler o dönem kubbe yapmayı bilmiyor. 25 metre yüksekliğindeki binanın o meşhur 7 metrelik kubbesinin içi tamamen dolu, öyle olunca binanın içerisi de pek ferah ve geniş değil doğal olarak. Dünyanın bildiği binanın reklamcısı İngilizler, Tac Mahal’i içerisine koyabileceğiniz Selimiye’nin ise biz Türkler, sanırım çektiği turist sayısındaki temel fark bu. Bir konuda Tac Mahal öne çıkıyor, binaya kilometreler kala araç trafiği yasak, sizi normal araçlardan indirip elektrikli otobüslerle götürüyorlar mekana ve geniş bir alan büyük duvarlarla çevrili. Bahçeye girene kadar Tac Mahal’i görmüyorsunuz, girdiğiniz anda ise tam karşınızda tek başına duruyor. Selimiye ise şehrin ortasında, bir anda vurulmanıza neden olabilecek tek şey içerisine adım attığınızda gördüğünüz muazzam süslü ve güzel kubbesi. Keşke ekstra ödeme karşılığında turistleri minarelerinden birine de çıkarsalar.

Beyazıt Külliyesi, Edirne

Beyazıt Külliyesi'nde akıl hastası, EdirneSelimiye’den ayrılınca Beyazıt Külliyesine gittik. Eskiden akıl hastanesi olarak uzun süreler kullanılmış külliye. Tüm dünya (aslında Osmanlı da dahil) akıl hastalarını zincire vururken, burada su ve müzik ile tedavi etmeye çalışmışlar. Şimdi çok iyi bir müze ve Türk tıp tarihi açıklayıcı tabelalarla, mankenlerle hazırlanmış sunumlarla ve sergilenen bolca materyal ile anlatıyor tıp tarihimizi. Video anlatımın yapıldığı odanın ise öncelikle gezilmesinde yarar var. Külliyenin darüşşifa bölümü müzeye dönüştürülen, gitmişken elbette camiyi de gezin.

Sonraki durağımız Yeni Saray bölgesi oldu. Fatih ve Kanuni köprüleri, Adalet Kasrı, Kum Kasrı Hamamı, Tavuk ormanı ve içerisindeki Av Köşkü ve Has bahçe içerisindeki er meydanı Kırkpınar burada. Tarihi köprüler tek aracın sığabileceği genişlikte ve çift yön çalışıyor, neyse ki kısa, köprü sonu görülebiliyor. Kırkpınar ne yazık ki kilitliydi, ancak çevresinde dolaşabildik er meydanının. Çevresindeki ağaçların altında kafa çeken erkek grupları vardı. Yemyeşil Tavuk Ormanının içerindeki Av köşkünün hemen yanındaki çay bahçesi bir mola vermek için güzeldi, diğer masalara sunulan yemekler de gayet güzel görünüyordu.

Kanuni Köprüsü, Edirne

Kırkpınar Ağaları Heykeli

Üç Şerefeli Camii MaketiEdirne merkezine dönüp konaklayacağımız, Selimiye’nin hemen yanı başındaki Arzum pansiyona girişimizi yaptık (iki kişi gecelik 70tl) ve hemen çarşıya yöneldik. Bayram sebebiyle çoğu dükkan kapalıydı. Üç şerefeli camiye yöneldik. Bu caminin 4 minaresi var ve her biri birbirinden farklı yapıda. Selimiye’den daha eski olan bu caminin sadece orijinal, ilk minaresi üç şerefeli. Diğer minareler sonradan eklenmiş. Özellikle kubbesinin mimari yapısının ilk olması, kendisinden sonraki camilere örnek teşkil etmesi açısından, ayrıca da Osmanlı tarihindeki sembolik yeri açısından aslında Selimiye’den daha kıymetlidir bu cami.

Akşamüzeri Karaağaç tarafına yöneldik. Sınırdan önceki son yerleşim yeri olan Karaağaç’ta Trakya üniversitesinin yerleşkesi ve yerleşke içerisinde de eski tren garı ve Lozan barış anıtı (sadece anmak için yapılmış) var. Üniversite her yeri güzelleştiren bir kurum, mekan yemyeşil ve çevresi de kafelerle doluydu.

Trakya Üniversitesinde Lozan Anıtı

Güzel Karaağaç’ta biraz yürüyüş yapıp Meriç kıyısına gittik. Kıyıda karşılıklı olarak kafe ve restoranlar var, biraz içlerinde gezindikten sonra bir tanesine akşam yemeği için yerleştik. Villa restoran’da yediğimiz yemek çok keyifliydi. Manzaradan, gelen mezelerden, muhteşem et sotesinden son derece memnun kaldık. İçki dahil 90 liralık hesap da uygundu.

Meriç Kıyısında Lokantalar

Dönüşümüzde bizi şahane bir manzara karşıladı. Selimiye aydınlatılmış haliyle çok şık gözüküyordu ama asıl güzel olan minarelerin çevresinde uçan kuşların bu ışıklardan nasiplerini almaları ve ateş böcekleri gibi Selimiye’yi süslemeleriydi.

20 Ağustos 2012

Edirne Ali Paşa ÇarşısıSabah pansiyonumuzda kahvaltı servis edilmediğini öğrenmek bizim için sürpriz oldu. Hemen çarşıya yöneldik. Eşimin talebiyle Mado’da kahvaltı ettik, vasat yemeklere yüksek fatura ödeyip hafifledik. Eskiden hiç olmazsa su börekleri güzel olurdu, artık onda da iş yok. Bir önceki gün kapalı olduğu için gezemediğimiz Ali Paşa çarşısına girdik. Çanakkale’deki aynalı çarşının daha büyüğü, dükkanların çoğu hala kapalıydı fakat zaten yerel ya da el işçiliği ürünler de yoktu.

Selimiye camiine geri dönüp Türk İslam eserleri müzesini gezdik. Birçok farklı konuya odalar ayrılmış müzede, Kırkpınar, tekke eşyaları, işleme ve yazılı levhalar, silah, Çini ve seramik, cam eşyalar, ölçü aletleri, ağaç işleri bunlardan sadece bazıları. Küçük mekanda çok şeyden örnekler sunan bir müze olmasına rağmen bizi pek etkilemedi, hele ki sağlık müzesinden sonra.

Edirne Enez Kalesi

Otelimizden ve Edirne şehir merkezinden ayrılıp ege denizi kıyısında yer alan Enez kasabasına gittik. Tarihi kalesi önemli noktası Enez’in ama bir tanıtım yok ve geniş alana yayılmış kale pek ayağa da kaldırılamamış. Bizim için “eski taş” sınıfında kaldı. Yazlıkların doldurduğu geniş sahilinde kısa bir yürüyüş yapıp bir başka yazlık mekanı olan Yaylaköy’e yöneldik. Keyifli bir akraba ziyaretini, Saros körfezinde yüzme molası birleştirdik ve Edirne’deki son gecemizi Edirnelilerle geçirdik ve kısa Trakya turumuzu sonlandırdık.

Eylül 2012

Comment(3)

LEAVE YOUR COMMENT

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir